Oğuz ARICI - Türkiye'deki Amatör Tiyatrolar ve Üniversite Tiyatroları


TÜRKİYE'DE AMATÖR ve ÜNİVERSİTE TİYATROLARI:

Kısa Bir Tarihçe

Türkiye’de amatör tiyatro faaliyetlerinin özellikle 1950lerden sonra canlandığı görülmektedir. Bunun nedenleri üzerinde duracağım, ancak önce Türkiye tiyatrosunun genel bir panaromasına bakalım.

Araştırmacılar genellikle Türkiye Tiyatrosu’nu iki döneme ayırırlar: 1960 öncesi ve sonrası. 1936’da başına Carl Ebert’in getirildiği Devlet Konservatuarı’ndan gelişerek 1949’da çıkarılan bir kanunla kurulmuş olan Devlet Tiyatro ve Operası ve yine aynı yıllarda kurumsallaşan Darülbedayi’nin bir devamı olarak Şehir Tiyatroları bu yıllarda faaliyette olan iki büyük kurum olarak göze çarpıyor. 1923’ten itibaren başlayan yenileşme hareketi doğrultusunda 30’larda halkevleri açılmış ve buralarda tiyatro etkinlikleri başlatılmış, oyun metinleri basılmış ve düzenlenen yarışmalar ile oyun yazarlığı desteklenmiştir. Bu dönemde tiyatronun temel konusu “Türklük kavramı”, “Anadolu sevgisi” ile “Osmanlı dönemi yaşantısının eleştirisi”dir ve tiyatro, aydınlanmacı bir zihniyetle ele alınarak, estetik kaygılardan çok cumhuriyet ideolojisinin yayılma aracı olarak kullanılır.

1940 ile 1950 arası savaşın etkisini her alanda hissettirdiği yıllar olur. Bu yıllarda yazılan oyunlarda II. Dünya Savaşı’nın ülkede yarattığı ekonomik sorunlar başlıca konu olurken, bunun yanında, yaşanan toplumsal ve psikolojik sorunların, özellikle batılılaşma hareketi çerçevesinde aile kurumundaki yansımalarının ele alınması sıkça göze çarpar.

1960’dan sonra yeni anayasanın verdiği kısmi özgürlük ve demokrasi atmosferi, tiyatroyu da özgürlük ve yenilik hareketine zorlar. Gençlik tiyatroları, avangart tiyatrolar, işçi ve sokak tiyatroları, sendika tiyatroları gibi çeşitli gruplar ortaya çıkar.Yeni oyun türlerine ilgi artar ve bu konularda Türk oyun yazarlarından denemeler gelmeye başlar. Oyun metinlerindeki konular bu dönemde değişir; artık evrensel temalar, yalnızca ülke insanının değil tüm insanlığın sorunları farklı bir dille işlenmeye çalışılır.

50'lerde gençlik hareketinin doğmasında ve önemli bir gelişim kaydetmesinde başlıca iki faktör rol oynamıştır:

1. HALK EVLERİNİN KAPANMASI

1931 yılında Halk evlerinin kurulmasıyla, Türkiye yeni ve güçlü bir eğitim ve kültür hareketine girişmişti. 1951'de kapanma kararı alınıncaya kadar birçok il ve ilçede Halkevleri kurulmuş ve bunlar neredeyse birer kültür merkezi haline gelmişti. 1949'da halkevlerinin sayısı 470'i bulmuştu. 1938 rakamlarına göre halkevlerinin üye sayısı 190.000 kişiydi. Yine 1938'e kadar halkevlerinde 1700 Tiyatro, 2700 konferans, 1700 film, 260 sergi ve 1400 konser etkinlikleri düzenlenmiş ve bütün bu etkinlikleri ortalama 800 bin izleyici takip etmişti. Salt rakamlara bakıldığında halkevlerinin ne kadar büyük bir ihtiyacı karşıladığı hemen anlaşılacaktır. Halkevleri, özellikle bir çok genç için önemli bir sosyal etkinlik mekanları olmuşlardı.

Ancak halkevlerinde bu kadar tiyatro faaliyeti olmasına rağmen bunların nitelikleri -en azından o günkü eleştirmenlerin, yazarların aktardıkları kadarıyla-, sanat kaliteleri yeterli bir düzeyde değildi. Bir de halkevlerinin merkezden yönetilme sorunu bulunmaktaydı; kısıtlayıcı bazı maddeleri olan bir “halkevi tüzüğü” bulunmaktaydı ve özellikle tiyatro açısından bakıldığında, dönemin iktidarı Cumhuriyet Halk Partisinin onaylamadığı hiçbir metin sahnelenemiyordu.

1951 yılında halk evleri kapatıldığında, birçok halk evi binası yıkıldı, yıkılmayanlar başka işler için kullanıma açıldı. Halkevlerindeki binlerce kitap ya sağa sola dağıtıldı ya da yakıldı. Bu kapanma olayından en çok etkilenen ise bu mekanların sürekli kullanıcıları, yani gençler, oldu. Ancak açıkta kalan bu gençler bağımsız olarak bir araya gelecekler ve 50'lere damgasını vuracak amatör tiyatro hareketini başlatacaktı.


2. BELLİ BAŞLI TİYATRO ADAMLARININ AMATÖR TİYATROYA DESTEĞİ

Elbette bu öyle kolay bir şekilde gerçekleşmedi. Çünkü bu gençler ellerindeki en önemli araçtan, bir sahneden, mahrum kalmışlardı. Ancak içlerindeki istek, bir şekilde bu sorunun üstesinden gelmelerini sağladı. Örneğin “Genç Oyuncular” adındaki topluluk (üniversite öğrencilerinden oluşan bir grup) buldukları her yerde oyunlarını prova ediyorlar ve çeşitli sahnelerde -üniversiteler gibi- gösterilerini gerçekleştiriyorlardı.

Gençlik Tiyatrosu (1958 - Nisa Serezli, Metin Serezli, Oktay Arayıcı, Halit Akçatepe, Tunca Yönder, Cüneyt Türel, Rana Cabbar vs.); Tiyatro Derneği (Küçük Sahne) (1953 - Erol Günaydın, Duygu Sağıroğlu, Yılmaz Gruda, Altan Erbulak, Bilge Zobu, Fikret Hakan, Göksel Kortay vs.); Genç Oyuncular (1957 - Genco Erkal, Ergun Köknar, Çetin İpekkaya, Mehmet Akan, Ani İpekkaya, Arif Erkin, Atilla Alpöge vs.); Akademi Tiyatrosu (1955 - Çolpan İlhan, Erol Keskin); Sahne Z (1958 - Güner Sümer)........

Bütün bu isimler, bahsedilen gençlik hareketinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi. Ve her şeyden önemlisi de, bir şekilde bir araya gelmiş bu toplulukların -özellikle Genç Oyuncular'da- toplumsal bir idealin, aydınlanmacı bir zihniyetin var olmasıydı. Bu gençler, yalnızca tiyatro için değil, ama aynı zamanda -tabiri caizse- "ülkenin kültürel gelişimine katkıda bulunmak", "Türk oyun yazarlığını geliştirmek", "memleketin her yanına Tiyatro sanatını götürmek" gibi oldukça iddialı niyetler taşıyor ve sadece bunu istemekle kalmıyor bu maddeleri tüzüklerine de koyuyorlardı. Genç Oyuncular'ın başını çektiği Erdek Şenliği bu idealler çerçevesinde gerçekleştirilmiş bir şenliktir. Erdek Şenliği yıl boyunca başarıyla sürdürülmüş ve sadece Kültür Bakanlığı'nın ufak bir katkısıyla gerçekleştirilmiştir. Bugün baktığımızda yokluk denecek koşullar altında düzenlenen bu şenlik, o zamanki ruhu anlatmak için yeterli bir örnektir.

Amatör tiyatroların o dönemiyle ilgili bir başka durum da zamanın isim yapmış yazar, tiyatro adamı ve eleştirmenlerinin bu amatör tiyatrolara olan ilgisidir. Belki de geçici bir moda, belki de kısa süreli bir tepki, bir küskünlük, adına ne denirse densin, dönemin aydınları profesyonel tiyatroya karşı bir cephe almış durumdaydı. Dönemin gazete ve dergilerindeki yazılara ve eleştirilere baktığımızda aydınların amatör tiyatroları izledikleri, oyunlara eleştiri yazdıkları ve çoğunlukla onları destekledikleri göze çarpar. Ama bu desteğin başka bir boyutu da dikkat çekicidir. Söz konusu yazılarda profesyonel tiyatrolara bir nispet yapma havası kolaylıkla sezilebilir. Bana göre, bu ünlü isimlerin amatör tiyatroyu bu kadar abartarak övmelerinin sebebi, profesyonel tiyatroya karşı kısa süreli bir cephe almaktan başka bir şey değildi.

Ancak bu aydınlar (ki aralarında Suat Taşer, Haldun Taner, Muhsin Ertuğrul, Adnan Berk gibi önemli isimler var) yalnızca amatör tiyatroları izleyip övgü dolu yazılar yazmakla kalmıyor, aynı zamanda bir çoğu bizzat çalışmalara katılıp maddi destek de veriyordu.

Aydınların genç tiyatro hareketine destek vermesi hem hareketin gelişmesini sağlamış hem de onun sonunu hazırlamış oldu. Çünkü birçok genç oyuncu böyle önemli isimler tarafından hakkında yazılmış övgü dolu eleştirileri alır almaz kendisinin artık oyunculukta bir yetkinliğe ulaştığını düşünüyor ve profesyonel olmaya çabalıyordu. Amatör hareket böylece yavaş yavaş kan kaybetmeye başlıyordu. Bütün gruplarda profesyonel olma istekleri artıyor, böylece gruplardan yavaş yavaş kopmalar gerçekleşiyor, çoğu topluluktan bir grup oyuncu ayrılarak profesyonel bir tiyatro kuruyordu. Ancak beklenilen şey, “aynı başarının profesyonel olduktan sonra da devam edeceği düşüncesi” gerçekleşememişti. Birçoğunun oyunculuk konusunda eksiklikleri vardı, örneğin bu oyuncularda artikulasyon bozukluğu mevcuttu. Amatör oyunculukta izleyici bu sorunları "amatör" oldukları düşüncesiyle hoş görüyordu. Ama para verip izlemeye geldiklerinde aynı hoşgörüyü gösteremezdiler. Nitekim öyle de oldu. Bütün bu profesyonelleşen gruplar zamanla seyirci kaybetmeye, seyirci kaybettikçe de oyunlarının kalitesini düşürmeye başladılar. Sonunda da birçoğu dağıldı ya da dağılmak zorunda kaldı.

Geride kalan ve hala amatör kalmakta direnen gruplarda da başka nedenlerden dağılmalar yaşanmıştı. Üniversitelerde okuyanların çoğu mezun olma aşamasına gelmiş ve hayat kaygısına düşmüştü; böylece tiyatro ikinci plana itilmişti.

Yine de bu hareketin 60'ların ortalarına kadar sürdüğünü söylemek mümkün. Özellikle de öğrenci konfederasyonunun düzenlediği Uluslararası Üniversitelerarası Tiyatro Festivali 1966'ya kadar sürmüştü. Festival bu açıdan bir gösterge niteliği taşıyor; çünkü hem birçok grup burada gösterilerini sergiliyor, birbirleriyle karşılaşıyor hem de geniş bir izleyici kitlesine ulaşıyordu. Festival aynı zamanda , gruplar için teşvik edici bir unsurdu. Sezon içinde oyunlar Festival'de sergilenecek düşüncesiyle de çalışılıyordu. Festival'in bir diğer önemli yanı da yabancı grupların tanınmasıydı. 1956'dan 1966'ya kadar her yıl düzenlenen bu festivale birçok yabancı ülkeden üniversite toplulukları gelmekteydi. Bu gruplar kendi ülkelerinin tiyatrolarından örnekleri de beraberinde Türkiye'ye taşıyorlardı.

Ayrıntı için bakınız:
http://www.dionys.org/progetti/autt/index_tr.htm

0 yorum (yaz):

Yorum Gönder