
Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında başlayan Osmanlı'nın modernleşme çabaları yerli muhaliflerin, batılı çağdaşlarına benzer biçimlerde su yüzüne çıkmasına neden olurken,
Osmanlı'nın sözlüğüne de 'siyasi suç' kavramını kazandırdı
GÜLTEKIN YILDIZ - Popüler TARİH / Haziran 2000
Yıl 1873; Nisan'ın ilk günü... İstanbul'da, Gedikpaşa Tiyatrosu'nu dolduran kalabalık heyecanla sahnedeki temsili izliyordu. Oyunda sık sık geçen "Yaşasın Vatan!" nidalarına, tiyatroyu hınca hınç dolduran halk da katılıyor, tansiyon giderek artıyordu. Oyun bitmiş, ancak çoğu ilk defa bir tiyatro oyunu seyretmiş kalabalık heyecanını yitirmemişti. Rumeli'deki bir Osmanlı kalesinin, Silistre'nin savunmasını konu alan ve Osmanlı kamuoyunu 'vatan' kavramı ile tanıştıran oyunun adı 'Vatan yahut Silistre' idi.
İbret gazetesi matbaası önüne gelen kalabalık, eserin yazarı Namık Kemal'i görmek istiyordu, ancak onu göremeyince Kemal'i ve vatan sevgisini öven bir mektubu gazeteye bırakıp dağıldılar. Halkın gösterdiği bu ilgi, sarayın pek hoşuna gitmemişti. Oyunun ikinci temsilinin ardından, önce Kemal'in yazı yazdığı İbret gazetesi kapatıldı; ertesi gün, 6 Nisan 1873'de ise, beklenen oldu:
Tiyatroya ait bazı meseleleri görüşmek için Güllü Agob'a giden Namık Kemal'e zaptiye müşirliğinden, yanı o günlerin emniyet müdürlüğünden istenildiği söylendi ve yazar tevkif edildi.
TANZİMAT FERMANI İLE GELEN REFORMLAR
Zaptiye müşirliği Namık Kemal'in ilk durağı idi. Oradan, üç yıl önce törenlerle açılmış olan Sultanahmet'teki hapishane-i umumiye götürüldü. O ve gazetede hakkında övgü dolu bir yazı yayımlayan arkadaşı Nuri Bey, hapishanenin siyasî suçlu ilk misafirleri oldular.
Türkiye'nin Avrupa nezdinde temizleyemediği en mühim ayıplarından biri olarak gösterilen siyasi suç ya da başka bir deyişle, düşünce suçunun Osmanlı'nın modernleşmesi ile birlikte kazandığı önem, ondokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren net bir biçimde görüldü.
Osmanlı modernleşmesinin resmî miladı sayılan Tanzimat Fermanı ile birlikte gündeme gelen reformlar, hukuk alanında da köklü değişikliklerin yapılmasını öngörüyordu. Bunlardan biri de, modern anlamda bir ceza kanununun hazırlanmasıydı. Devlet klasik dönemden kalma kanunnamelerle yönetiliyor, ancak yapılan bir kısım değişikliklere rağmen bu kanunlar günün gereklerine uymuyordu.
Kollar sıvandı ve altı ay içinde yeni bir ceza kanunnamesi hazırlandı. 1840 yılının Mayıs ayında yürürlüğe giren kanun, 1851 ve 1858 yıllarında çeşitli değişiklere uğradı. Ancak her üçünde de, değişmeden kalan iki önemli madde vardı: Kanunun ikinci faslındaki birinci ve ikinci maddeler.
İDAMLIKLAR, KÜREK BAŞINA
Bunlara göre, fesad işler ile uğraşıp, sözle ya da fiilen bir ya da birden çok kişiyi devlete ve kanunlara karşı gelmeye sevk edenler, bir seneden beş seneye kadar kürek cezasına, yani hapsedilerek ağır işte çalıştırılmaya mahkûm edilecekti. Bir ya da birden çok kişiyi isyana yöneltip onlara silah ve barut verenler ise idamla hüküm giyecekler, ancak padişah merhamet ederse cezaları müebbed küreğe dönüştürülebilecekti.
Ceza kanununun bu maddeleri muhatabını bulmakta gecikmedi. 1865 yılında Belgrad Ormanı'ndaki bir piknikle tohumları atılan Genç Osmanlı hareketi, Müslüman nüfus arasından çıkan ilk siyasî muhalefetti ve içlerinde pek tabii ki Namık Kemal de vardı. Yabancı dil bilen ve Batıyı tanıyan bu grup, meşrutiyet yani anayasal bir rejim istiyor, Fransa ve İtalya'da monarşi karşıtı mücadele veren gizli Carbonari örgütünün hücre tipi yapılanmasını model alıyordu. Ancak kısa süre sonra Saray bu toplantılardan haberdar oldu. Bir kısmı Paris'e kaçarken, diğerleri imparatorluğun çeşitli yerlerine sürüldü.
1897'de, Tıbbiye, Mülkiye ve Harbiye'den apar topar alınıp tevkif edilen 300 öğretici, Taif vapuru ile Trablusgarb'ın yolunu tutarlar. Büyük çoğunluğu Tıbbiyeli olan bu gençler, İttihad ve Terakki'nin fikirlerinden etkilenmişlerdi.
ANARŞİST JÖNTÜRKLER
Avrupalılar'ın deyimiyle 'Jeune (Genç) Türkler', Bulgar ve Ermeniler gibi teröre bulaşmasalar da, Yıldız'ın gözünde onlar da birer 'anarşist'ti. Devletin mevcut idaresini yıkmak, padişahı devirmek istiyorlardı ve kendilerine ne derlerse desinler anarşistlerdi. 1897'de okullarından apar topar alınıp tevkif edilen tam 300 genç, Taif vapuru ile Trablusgarb'ın yolunu tuttular. Çoğu tıbbiyeli İttihatçı öğrenciler, 'esbâb-ı siyasiyyeden' dolayı Trablusgarb'da hapis ve sürgün hayatı ile cezalandırılmıştı.
Bu anarşistlik tartışmasının esas nedeni, Avrupa ve Amerika'da artan suikastlar sonucu, anarşizm ve nihilizmin terörle bir tutulması ve siyasî suç sayılmaktan çıkarılmasıydı.
Osmanlı devleti de, teröre bulaşsın ya da bulaşmasın kendi rejim muhaliflerini anarşist olarak tanıtıyor, böylece dışardan destek ve himaye görmelerini engellemeye çalışıyordu.
BİRİNCİ ŞUBE'NİN
TEMELİ ATILIYOR
Yirminci yüzyılın başında Roma'daki Anarşizmi Engelleme Konferansı'na katılan Osmanlı delegeleri, eve döndüklerinde artık ceza kanununu değiştirmenin vakti geldiğini ve antiterör maddelerinin yasaya ilave edilmesi gerektiğini padişaha bildirdiler. Bir yandan da polis içinde yeni bir birim kurulması düşünülüyordu.
Buna göre, Bâb-ı zabiye, yani emniyet müdürlüğünde, asayişin sağlanması için iki şube kurulacaktı. Bunlardan ilkine 'Birinci Şube' denecek ve 'Politika Şubesi' olarak işleyecekti. Siyasî olay ve suçlar, şüpheli yabancıların takibi, mülteciler, ülkeye silah girişi, otellerin kontrolü, tiyatro oyunları ve sokaklardaki ilanların denetlenmesi, pasaport işleri ve nihayet yasak kitap satılmasını engelleme bu şubenin görevleri arasındaydı. Ülkeye yabancı seyyah ve ajanların sık sık girip çıktığı düşünülerek, burada çalışacak polislerin Türkçeyi ve en az bir yabancı dili bilmesi isteniyordu. Ancak düşük polis maaşları nedeniyle, bu özelliklere inan polis bulmak kolay olmadı ve Fransa'dan getirilen Müfettiş Bonin'in bu planı, 1892'den 1900'lü yıllara kadar bir süre askıda kaldı.
OTHELLO İÇİN 1 YIL HAPİS
Fakat Abdülhamid'in hafiyeleri devrede idi ve ortalıkta kuş uçurulmuyor ya da öyle olduğu sanılıyordu. Bir yazı için 96 gün hapis cezası alan gazeteciler olduğu gibi, evinde Shakespeare'in Othello'su bulunduğu için, bir yıl hapse mahkûm edilmiş öğretmenler vardı.
Devletin bütün çabalarına rağmen, Anadolu ve Rumeli hapishanelerinde yatan ve bir kısmı teröre bulaşmış siyasî suçlular, Avrupa ile anlaşmazlık yaratmaya devam etti. Rusya ve Avusturya, Ağustos 1903 ayaklanması sonrası, Makedonya'da bir 'siyasî suç izleme komitesi' kurarken, Belçika da Abdülhamid'in arabasının altına bomba koyan vatandaşı anarşist Joris'in iadesi konusunda diretiyordu.
VE FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER.
II. Abdülhamid rejimi, 1908'de bir devrimle neticelendi. Artık ittihatçılar iktidardaydılar ve o günkü deyimle, 'Hürriyet nidaları', her yeri kaplamıştı. Ancak umulan olmadı. Hapishanelerdeki mahkûmların sayısı katlanarak artarken, muhalif siyasî çevreler ve gazeteciler bu dönemde yeni bir olgu ile tanıştılar:
Fail-i meçhul siyasî cinayetler...
0 yorum (yaz):
Yorum Gönder